ROMANTİZMİN FİZİKSEL TAHRİBATI
Duygusallık diğer bir ifadeyle romantizm Allah'a iman etmemenin ve O'nun gücünü takdir edememenin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Duygusallık kişide ruhsal ve manevi yönden büyük bir yıkıma yol açtığı gibi, fiziksel olarak da ciddi bir tahribat yapar. Böyle kimselerde depresyon, stres, bunalım sonucu hafıza zayıflaması, dikkat dağınıklığı, yorum bozuklukları, mantıksızlıklar, tikler, kontrolsüz tavırlar görülürken, müminler Allah'a tevekkül ettikleri ve kadere teslimiyet içinde yaşadıklarından aklen ve ruhen son derece sağlıklı ve dengeli olurlar. Duygusal insanlarda "psikosomatik" hastalıkların, yani ruhsal problemlerin yol açtığı fiziksel bozuklukların tümüne rastlanabilir. Vücudun fiziksel anlamda direnci kırılarak, güçten düşer. Bunun sonucu olarak bağışıklık sistemi çöker ve birbiri arkasına hastalıklara yakalanılır veya mevcut bir hastalığın iyileşmesi gecikir. Hastalıkların yanı sıra duygusallığın getirdiği hüzün ve karamsarlık sonucu ruhen yaşanan huzursuzluklar, gerilimler, üzüntüler doğal olarak insanın dış görünümüne de yansır. Saç dökülmesi, ağarması, matlaşması, cildin neminin çekilerek kuruması, kalınlaşması, esnekliğini kaybederek kırışması, çatlaması, bunun sonucunda dışarıdan her türlü enfeksiyona açık hale gelmesi, hücrelerin yenilenmesi geciktiği için cilt bozukluklarının kalıcı bir görünüm alması, rengin soluklaşarak yüzün sararması, gözlerin matlaşması gibi daha pek çok olumsuz değişiklik de beraberinde yaşanır. Bu sebeple herşeyi sorun edinen, romantik, hüzünlenmeye eğilimli insanlar erken yaşta çökerler. Vücutları senelerce, günün her anında süren bu gerilimi, duygusal fırtınaları, ruhi dalgalanmaları kaldıramaz. Bunun sonucu olarak şiddetli yaşlılık alametleri görülür ve kalıcı fiziksel tahribatlar oluşur. Nitekim neşeli, rahat ve huzurlu olan kimselerin gerilimli, stresli, ağlamaya yatkın kişilere göre daha uzun yaşadıkları, daha sağlıklı oldukları da pek çok bilimsel araştırmayla doğrulanmış bir gerçektir.
Duygusallığın verdiği fiziksel zararlar bu kadarla da kalmaz. Kişinin içindeki karanlık ve hüzün, yüzüne ve tavırlarına da yansır, canlılığı ve yaşama sevinci ciddi şekilde azalır.
|
Dahası, vücutlarındaki bu değişimler karşısında dünyanın gelip geçici bir yer olduğunu, ne kadar acizlik içinde olduklarını düşünerek Allah'a teslim olacaklarına, bu durumu daha da büyük bir üzüntü konusu yaparak yaşadıkları kabusu daha da şiddetlendirirler.
Allah'ın yaşlılığı, hastalığı bir hikmet üzere yarattığını kavramadıkları, üzerinde düşünüp ibret alınacak yönlerini takdir edemedikleri için, bu durumları morallerini bozan, sürekli akıllarından çıkmayan bir endişeye dönüşür.
İşte bu kısır döngü sonucunda vücutlarının da kaldıramayacağı bir yükün altına girerler. Nitekim çoğu doktor birçok hastalığın sebebini üzüntü, sıkıntı, stres olarak açıklarken, tek kurtuluş yolu olarak da yüksek moral ve neşeyi önerir. Stres ve depresyona bağlı olarak uyku ve beslenme bozuklukları, tansiyon hastalıkları, mide, böbrek, kalp gibi iç organlarda ortaya çıkan çeşitli hastalıklar, astım gibi solunum güçlükleri, alerji, egzama, sedef gibi deri hastalıkları, migren, kanser türleri ve daha pek çok hastalığın psikolojik kaynaklı olduğu tespit edilmiştir. Vücudun stres karşısındaki tepkisi sonucu, vücuttaki biyokimyasal reaksiyonlar nedeniyle enerji tüketimi maksimum seviyeye çıkar. Bu stres halinin sürekliliğinde ise vücut fonksiyonları değişerek dengesizliklere sebep olur. (Harun Yahya, Şeytanın Bir Silahı: Romantizm)
|